“NCMEC & Müstehcenlik” Dosyalarında Muzır Neşriyat Kurulu: Yetki Sınırı ve Etkisi
NCMEC ihbarı, dijital müstehcenlik soruşturması ve TCK 226 kapsamındaki ceza dosyalarında en çok karıştırılan başlıklardan biri, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun hukuki yeridir. Uygulamada bu Kurulun raporu çoğu zaman “nihai hakikat” gibi sunulmakta; oysa normatif tablo bundan daha incelikli, daha sınırlı ve daha tartışmalıdır.
Savunmasını yaptığımız yüzlerce davadan da gördüğümüz; ceza yargısı çok türüne özgü dosyalar barındırabildiğinden; tek başından bu nevinden raporların çoğu zaman tek başına ceza verilmesinde etkisi yoktur. Asıl mesele, Kurulun var olup olmadığı değil; hangi konuda konuşabileceği, hangi konuda ise susması gerektiğidir. 1117 sayılı Kanun, TCK 226, CMK bilirkişilik hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı birlikte okunduğunda ortaya çıkan sonuç budur.
Bu yazıda yalnızca resmî veya yüksek güvenilirlikli kaynaklarda teyit edebildiğimiz normlara ve kararlara dayanıyoruz… Hülasa; Muzır Kurulu ceza dosyasında tamamen önemsiz değildir; fakat ceza normunu ikame eden, suçu kuran ve mahkemenin yerine geçen bir merci de değildir. Bununla birlikte tek başına hiç bir manası da yoktur!
A. Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu tam olarak nedir?
1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu, adından da açıkça anlaşılacağı üzere, esasen 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı düşünülen mevkute ve diğer basılmış eserler için bir koruma rejimi kurar. Kanunun yürürlükteki çekirdeğinde, küçükler için zararlı görülen basılı eserlerin belirli sınırlamalara tabi tutulacağı düzenlenmiştir. Aynı kanun, Kurulun bu incelemeyi yaparken 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaç ve temel ilkelerini göz önünde bulundurmasını da emreder.
Burada ilk önemli nokta şudur: Kanunun dili esasen “basılmış eser”, “mevkute”, “afiş, ilan, fotoğraf, poster, kartpostal, takvim” eksenindedir.
Başka bir ifadeyle 1117 sayılı Kanun, tarihsel olarak dijital hash eşleşmeleri, çevrim içi depolama, bulut hesabı, cache/artifact, carving, IP-port-zaman damgası veya cihaz kullanıcı eşleştirmesi için yazılmış bir norm değildir. Bu tespit, NCMEC ve dijital müstehcenlik dosyalarında Kurulun fonksiyonunu değerlendirirken kritik önemdedir.
Kanunun verdiği açık görevler
1117 sayılı Kanun’un klasik metninde Kurula iki eksenli bir rol tanınır. İlki, bir basılı eserin küçükler için muzır olup olmadığı hakkında karar vermektir. İkincisi ise, tarihsel metinde eski TCK 426, 427 ve 428. maddelerinde tanımlanan suçlarla ilgili olarak yargı organlarına resmî bilirkişilik yapmaktır. Bu nedenle “Kurulun hiçbir yasal dayanağı yoktur” demek isabetli değildir. Dayanak vardır; fakat o dayanağın kapsamı ve bugünkü ceza dosyalarına taşınma biçimi ayrıca tartışılmalıdır.

B. Sorunun başladığı yer: kanun metni başka, uygulama başka konuşuyor
1117 sayılı Kanun’un metninde resmî bilirkişilik görevi tarihsel olarak eski TCK 426-428’e bağlanmıştır. Buna karşılık Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2021 faaliyet raporu, Kurulun TCK 226’da tanımlanan müstehcenlik suçu ile ilgili olarak yargı organlarına resmî bilirkişilik yaptığını açıkça kayda geçirmektedir.
Aynı rapora göre 2021 itibarıyla 18.700 neşriyat incelemesi yapılmış, 7.717 adli bilirkişilik dosyası karara bağlanmıştır. 2024 faaliyet raporu özetinde de Kurulun müstehcenlik suçu ile ilgili 2024 yılında 6.014 dosya, toplamda 27.006 bilirkişilik çalışmasına ulaştığı belirtilmektedir. Bu tablo, Kurulun uygulamada dosyalara son derece etkili biçimde girdiğini gösterir.
Tam da bu nedenle mesele salt teorik değildir. Kurul, bugün birçok müstehcenlik soruşturmasında gerçekten etkili bir aktördür. Ancak etkili olmak, sınırsız yetkili olmak anlamına gelmez. Savunmanın asıl güçlü hattı da burada kurulur.
C. 2018 sonrası kurul yapısı neden ayrıca tartışmalıdır?
703 sayılı KHK ile 1117 sayılı Kanun’un 2. maddesi değiştirilmiş ve Kurulun yapısı köklü biçimde dönüştürülmüştür. Resmî metne göre Kurul, artık bakanın belirleyeceği biri başkan olmak üzere Bakanlığın beş birim amirinden oluşur; kararlarını salt çoğunlukla alır ve sekretarya hizmetleri de Bakanlık ana hizmet birimince yürütülür. Bu değişiklik, önceki çoğul ve farklı kurumsal temsile dayalı yapının yerine daha dar ve bürokratik bir yapı getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi de bu yapısal değişikliğin önemini görmezden gelmemiştir. Mahkeme, 2018 değişikliği sonrası Kurulun büyük ölçüde, hatta değişiklik sonrası tamamen bürokratlardan oluşan yapısına dikkat çekmiş; düşünsel, toplumsal, bilimsel, estetik ve edebî değer değerlendirmesi gerektiren alanlarda bu yapının ciddi sorun üretebileceğini belirtmiştir. Bu, özellikle kitap, yayın, sanat ve ifade özgürlüğü boyutu olan dosyalarda çok önemli bir anayasal itiraz kapısı açar.
Anayasa Mahkemesinin kritik ayrımı
AYM’nin en güçlü tespiti şudur: çocukları zararlı yayınlardan koruma görevi ile bir eserin bilimsel, sanatsal ve edebî değer taşıyıp taşımadığını belirleyerek kişiyi ağır hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakacak bir değerlendirme yapmak aynı şey değildir.
Mahkeme, bu iki iş arasında “ciddi bir fark” bulunduğunu açıkça vurgulamıştır. Başka bir deyişle, Kurulun çocuk koruma işlevi ile ceza normunu fiilen belirleyen uzman merciye dönüşmesi anayasal olarak aynı kefeye konulamaz.
D. TCK 226 bakımından Kurul raporu ne kadar etkili?
Aslında Kurul’un uzmanlık alanı ile müstehcenlik dosyalarında çocuk olduğu iddia edilen görsellerin çocuk mu olup olmadığı tespiti, kanuni görevi açısından tamamen farklı şeylerdir. Bu kurul heyetinin uzmanlık alanı insan bedeninin hangi sınırların altında ise çocuktur, hangi sınırları aşıyorsa çocuk değildir hususunu tespit etmek değildir.
TCK 226, tek bir suç değil; farklı koruma alanlarına sahip bir suçlar kümesi görünümündedir. Resmî metne göre madde; çocuklara müstehcen ürün verilmesini veya gösterilmesini, basın ve yayın yoluyla müstehcen yayını, çocukların kullanıldığı müstehcen ürünleri, şiddet-hayvan-ölü beden-doğal olmayan yol içeriklerini ve bunların yayınlanmasını ayrı fıkralarda düzenlemektedir.
Bu yüzden müstehcenlik dosyasında tek bir “müstehcenlik” analizinden değil, en azından 226/1-2, 226/3, 226/4 ve 226/7 ayrımlarından söz etmek gerekir. Akademide de bunun altı çiziliyor. “Müstehcenlik, ceza hukuku açısından tanımlanması güç bir kavramdır.” TCK 226’daki düzenlemenin “içinde birden fazla suçu barındıran karmaşık bir yapıya” sahip olduğu vurgulanmaktadır. Bu iki tespit, savunma stratejisi bakımından çok değerlidir; çünkü tek tip ve mekanik bir kurul raporunun, bu çok katmanlı yapıyı tek başına çözmesi zaten beklenemez.
E. Bilirkişi raporu ile hukuki nitelendirme arasındaki kalın çizgi
CMK 63’e göre yalnızca uzmanlık, özel veya teknik bilgi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulabilir; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözülebilecek konularda bilirkişiye gidilemez. CMK 67/3 ise daha da açık bir hüküm kurar: bilirkişi, çözümü uzmanlık gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.
6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu bakımından da tablo benzerdir. Evet, bu Kanun’un 1/3. maddesi, kanunlarda bilirkişilik hizmeti verebileceği öngörülen kurumları kapsam dışında bırakır. Ancak aynı Kanun’un 3. maddesi de bilirkişinin hukukî nitelendirme yapamayacağını, genel bilgi veya hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgi alanında bilirkişiye başvurulamayacağını açıkça söyler.
Dolayısıyla Kurul, kurumsal niteliği nedeniyle 6754’ün bazı idari-sicil rejiminin dışında kalsa bile, ceza muhakemesinde hukuki sonuç belirleyen merci haline gelemez. Kurul, en fazla içerik hakkında uzman görüşü üretebilir. Ürettiği görüş ise ne derece tıbbi gerçeklere uygun belirsizdir. Zira üyeler doktor, tıbbiyeli değildir.
Buna karşılık “eser kesin olarak 226/4 kapsamındadır”, “edebî değeri yoktur, dolayısıyla suç oluşmuştur”, “sanığın kastı vardır”, “depolama ve bulundurma fiili tamamdır” ya da “ürün sanığa aittir” türünden ifadeler, mahkemenin alanına taşan hukuki ve delil değerlendirmeleridir. Savunma da tam burada itiraz etmelidir.
F. Anayasa Mahkemesi Kurul raporunun etkisini nasıl görüyor?
AYM, Kurul raporlarının müstehcenlik davalarında önemli bir etkisi olduğunu açıkça söylüyor. Hatta Mahkeme, Yargıtay’ın müstehcenlik suçu yönünden Kuruldan rapor alınmasını zorunlu gördüğünü de kaydediyor. Bu tespit, savunmanın iki yönlü kurulması gerektiğini gösterir: Bir yandan raporun dosyadaki ağırlığı teslim edilir; diğer yandan bu ağırlığın sınırsız bağlayıcılık anlamına gelmediği güçlü biçimde vurgulanır.
AYM’nin çizdiği ikinci sınır daha da önemlidir. Mahkeme, Kurulun çocukları zararlı yayınlardan koruma görevi ile bir eserin bilimsel/sanatsal/edebî nitelik taşıyıp taşımadığını belirleyerek kişiyi uzun süreli hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakacak değerlendirme yapması arasında ciddi fark bulunduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre ikinci alan, çok daha özel bilgi ve yöntem gerektirir. Bu vurgu, özellikle kitap, görsel eser, sinema, kurgu ve yayın dosyalarında savunmanın anayasal omurgasını oluşturur.
AYM kararlarında aktarılan Yargıtay çizgisi
Resmî AYM karar metinlerinde aktarıldığı üzere, Yargıtay 14. Ceza Dairesi bazı kararlarında Kurul raporlarına güçlü atıf yapmış; hatta bir kısım dosyada, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki bilirkişi raporları ile Kurul raporunun birlikte suçun unsurlarını desteklediğini değerlendirmiştir. Özellikle AYM’nin aktardığı 19.02.2013 ve 26.02.2013 tarihli Yargıtay 14. Ceza Dairesi kararları, uygulamada Kurul raporunun ne kadar etkili kullanıldığını göstermektedir. Ancak aynı AYM içtihadı, bu etkinin anayasal denetime kapalı olmadığını da göstermiştir. Yani Kurul raporu güçlüdür; ama dokunulmaz değildir.

G. NCMEC ve dijital müstehcenlik dosyalarında neden daha dikkatli olunmalıdır?
NCMEC kaynaklı dosyalar ile klasik basılı eser dosyaları aynı değildir. 1117 sayılı Kanun’un dili basılmış eser ve yayın rejimine dayanırken, NCMEC dosyaları çoğu zaman hash eşleşmesi, dijital artefakt, bulut senkronizasyonu, internet oturumu, IP/CGNAT-port-zaman damgası uyumu, cihaz kullanıcı eşleştirmesi, klasör-path ilişkisi, dosya oluşum ve erişim zamanları gibi adli bilişim sorularıyla örülüdür. Bu dosyalarda asıl düğüm çoğu zaman “içeriğin ne olduğu” kadar, hatta ondan daha fazla, içeriğin kime ait olduğu ve hangi kastla sistemde bulunduğudur. Bu nedenle Kurulun içerik yorumu, dijital fail tespiti yerine geçemez.
NCMEC dosyasında Kurul raporu, varsa en fazla içeriğin kategorisine dair yardımcı bir veri olabilir. Ama tek başına şu soruları cevaplayamaz: Dosya gerçekten sanığın cihazında mıydı, yoksa senkronize bir kalıntı mıydı? Bulundurma bilinçli miydi?
Dosya kullanıcı tarafından mı indirildi, uygulama önbelleğiyle mi geldi? Birden çok kişi erişimi var mıydı? Modem, IP ve port verileri tutarlı mıydı? UTC-zaman dönüşümü doğru mu yapıldı? Hesap ile fiziksel kullanıcı arasında güvenli kimliklendirme kuruldu mu? Bunlar Kurulun değil, adli bilişimin ve ceza muhakemesinin alanıdır.
Bu yüzden dosyaya müessir ama tek belirleyici değil
Kurul raporunun dosyaya etkisi küçümsenmemelidir. Uygulamada savcıyı, kolluğu ve bazen ilk derece mahkemesini ciddi biçimde etkileyebildiği açıktır. Fakat hukuk tekniği bakımından bu rapor, mahkûmiyetin kendi başına taşıyıcısı haline getirilemez. Çünkü ceza yargılamasında maddi olay, teknik delil zinciri, aidiyet, kast, kullanım biçimi ve hukuki vasıflandırma ayrı ayrı kurulmalıdır. Kurul raporu bunların yerine geçmez; en fazla bunların bir bölümüne, o da sınırları çizilmiş şekilde temas edebilir.
H. Kurul raporunun “aslına uygunluğu” nasıl tartışılır?
Sorulması gereken soru yalnızca “Kurul yetkili mi?” değildir. En az bunun kadar önemli olan soru şudur: Kurul raporu somut materyali gerçekten, eksiksiz ve yönteme uygun biçimde mi incelemiştir?
Raporda dosyanın tam içeriği yerine seçilmiş kareler, bağlamından koparılmış görüntüler, tercüme hataları, eksik çözümleme, kategori genellemesi veya soyut değerlendirmeler varsa; raporun isabeti doğrudan tartışma konusu yapılmalıdır. AYM de soyut ve yetersiz değerlendirmelerin ifade özgürlüğü bakımından sorun doğurabileceğine dikkat çekmiştir.
Özellikle dijital dosyalarda raporun hangi materyale dayanarak, hangi bütünlük içinde, hangi teknik veriyle desteklenerek hazırlandığı sorulmalıdır. Salt ekran görüntüsü, salt özet liste ya da salt kategorik anlatım üzerinden kurulan mütalaa; savunma açısından ciddi biçimde zorlanabilir. Çünkü ceza hukukunda şekli görünüş değil, denetlenebilir ve tartışılabilir delil gerekir. Bu da ancak tam dosya, tam bağlam ve tam inceleme ile mümkündür.
I. Savunma pratiğinde hangi hukuki itirazlar öne çıkar?
I.1 Yetki sınırı itirazı
İlk itiraz, Kurulun çocukları koruma ve içerik inceleme işlevi ile ceza normunu uygulayan merci haline gelmesi arasındaki sınırın aşılmış olmasıdır. Raporda hukuki nitelendirme, suçun oluştuğu sonucuna varma veya kast-aidiyet kurma eğilimi varsa, bu kısım CMK 63 ve 67 bağlamında tartışılmalıdır.
I.2 Uzmanlık ve kompozisyon itirazı
İkinci itiraz, somut dosyanın niteliği ile Kurulun yapısı arasındaki uyumsuzluktur. Özellikle eser değeri, sanat, edebiyat, kültür tarihi, dilsel bağlam veya dijital bilişim boyutu bulunan dosyalarda, yalnızca bürokratik kompozisyonla verilen soyut kanaatin yeterliliği sorgulanmalıdır. AYM’nin tam da bu yapısal probleme işaret ettiğini unutmamak gerekir.
I.3 Kriter belirsizliği itirazı
Üçüncü itiraz, ölçüt sorunudur. 1117 sayılı Kanun, Kurulun 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaç ve ilkelerini gözetmesini söyler; ancak TCK 226/3-4 gibi ağır ceza sonucu doğuran alanlarda, önceden ilan edilmiş ayrıntılı ve nesnel bir değerlendirme matrisinin varlığı resmî kaynaklarda açık biçimde görünmemektedir. Bu durum, belirlilik ve öngörülebilirlik tartışmasını güçlendirir.
I.4 Dijital aidiyet itirazı
Dördüncü itiraz, özellikle NCMEC dosyalarının kalbidir. Kurul raporu içeriğe dair görüş sunsa bile, dijital materyalin sanığa aidiyeti, dosyanın bilerek bulundurulup bulundurulmadığı, üçüncü kişi erişimi, senkronizasyon, otomatik önbellekleme ve cihaz paylaşımı gibi başlıklarda ayrıca teknik bilirkişi incelemesi zorunlu olabilir. Kurul bu boşluğu dolduramaz.
I.5 226/7 ve eser değeri itirazı
Beşinci itiraz, özellikle yayın ve kitap dosyalarında, TCK 226/7’nin etkin kullanılmasıdır. Bilimsel eserler ile üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla sanatsal ve edebî değeri olan eserler hakkında madde uygulanmaz. Kurul raporu bu alanda soyut ve klişe kalmışsa, alan uzmanı akademik mütalaa ile karşılanması çoğu dosyada çok daha etkili olur.
J. Muzır Neşriyat Kurulu Hukuken Vardır; Ancak Ceza Yargılamasında ve Özellikle Tıbbi-Anatomik Değerlendirmelerde Sınırı
Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Türk hukukunda dayanağı olmayan hayalî bir yapı değildir. 1117 sayılı Kanun’da açıkça yer alan, küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapabilecek basılı eserler bakımından karar verme yetkisine sahip ve tarihsel olarak yargı organlarına resmî bilirkişilik fonksiyonu da yüklenmiş bir kuruldur.
Buna rağmen, Kurulun varlığı ile Kurul raporunun ceza dosyasında sınırsız ve tartışmasız kesin delil sayılması aynı şey değildir. Tam tersine, kanuni dayanağın varlığı Kurul raporunu ancak kendi alanı içinde anlamlı kılar; bu alanın dışına taşıdığı ölçüde raporun hukuki ağırlığı ciddi biçimde tartışılır hâle gelir.
J.1 Bu Davalarda Alınan Bu Kurul Raporları Kesin Bilimsel Tespit Asla Değildir
Özellikle TCK 226/3 ve 226/4 bağlamında, Kurulun yaptığı değerlendirmenin her zaman “kesin bilimsel tespit” gibi sunulması isabetli değildir. Çünkü bu fıkralarda çoğu zaman tartışılan mesele yalnızca soyut ahlak yorumu değil; bazen bir görüntüde yer alan kişinin gerçekten çocuk olup olmadığı, biyolojik gelişim evresi, anatomik görünümün ne ifade ettiği, materyalin niteliğinin hangi uzmanlıkla değerlendirileceği ve hatta içerikteki kişinin yaşı veya bedensel özelliklerinin hangi bilimsel araçlarla saptanabileceğidir.
Bu tür alanlar, salt idari veya genel kültürel değerlendirme ile değil; çoğu durumda adli tıp, radyoloji, diş incelemesi ve tıbbi değerlendirme gerektiren bir uzmanlık sahasına temas eder. Nitekim Adli Tıp Kurumu materyallerinde yaş tayini ve kimliklendirme işlemlerinin grafiler, panoramik diş grafisi ve uzman incelemesi gibi teknik tıbbi süreçlerle yürütüldüğü açıkça görülmektedir.
- Bu nedenle Kurul raporunun, hele hele insan anatomisi ve biyolojik yaş bakımından, tek başına kesin tıbbi rapor gibi kabul edilmesi son derece tartışmalıdır.
J.2 Nihai Olarak Kurul’un Teşekkülü De Bu Davalar Açısından Sorunludur
Buradaki temel sorun yalnızca raporun içeriği değil, Kurulun teşekkül yapısıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de açık biçimde, olay tarihindeki yapıda büyük oranda, 2018 değişikliği sonrasında ise tamamen bürokratlardan oluşan Kurul üyelerinin; bir eserin bilimsel, sanatsal veya edebî değer taşıyıp taşımadığını yahut olaya özgü uzmanlık gerektiren hususları değerlendirebilecek bilgi ve birikime sahip olduklarının sorunsuz şekilde kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.
Mahkeme ayrıca, Kurul üyelerinin hangi konuda uzman oldukları ve yetkinliklerinin hangi alanlara ilişkin olduğu konusunda belirsizlik bulunduğunu da vurgulamıştır. Bu tespit, yalnızca edebî eserler bakımından değil; tıbbi-anatomik değerlendirme gerektiren müstehcenlik dosyaları bakımından da son derece öğreticidir.
Daha açık söylemek gerekirse: Bir kurulun, bir yayının küçükler üzerinde muzır etkisi olup olmadığı konusunda görüş bildirmesi ile; bir görüntüdeki kişinin yaşını, gelişim evresini, anatomik olgunluğunu veya materyalin tıbben neyi gösterdiğini kesinlik düzeyinde ortaya koyması aynı şey değildir.
İlki idari ve koruyucu bir değerlendirme alanına daha yakınken, ikincisi doğrudan özel uzmanlık ve bilimsel yöntem gerektirir. Bu sebeple, NCMEC ve dijital müstehcenlik dosyalarında Kurul raporu çoğu zaman dosyaya etki eden bir unsur olsa da, adli tıp raporunun, teknik bilirkişi incelemesinin veya mahkemenin hukuki değerlendirmesinin yerine geçemez.
J.3 Kurulun teşekkül yapısı neden bu kadar önemlidir?
Çünkü bir raporun ikna gücü yalnızca sonucu ile değil, o sonuca kimlerin, hangi uzmanlıkla ve hangi yöntemle ulaştığı ile ölçülür. Eğer kurulun yapısı, değerlendirdiği konunun doğasına uygun değilse; örneğin biyolojik yaş, anatomik görünüm, cinsel gelişim, psikoseksüel değerlendirme veya adli tıbbi sınıflandırma gibi başlıklarda o alana özgü uzmanlık kurumsal olarak garanti altına alınmamışsa, ortaya çıkan raporun “kesin rapor” niteliği kendiliğinden zayıflar.
Bu nedenle asıl eleştiri, yalnızca raporun sonucuna değil, raporu üreten kurulun kuruluş mantığına ve uzmanlık kompozisyonuna yönelmelidir. Bunu sağlamadan bir savunma, dosya durumuna göre ne denli başarı elde edebilir, kısmen tartışmalıdır!
J.4 Bugünkü yapıda Kurul kimlerden oluşuyor?
Bugün yürürlükteki düzenlemede 1117 sayılı Kanun’un 2. maddesi, Kurulun bakanın belirleyeceği biri başkan olmak üzere Bakanlığın beş birim amirinden oluştuğunu söylüyor. Yani mevcut sistem, tek tek meslek dallarını sayan çoğulcu bir modelden çıkmış; doğrudan Bakanlık içindeki beş üst düzey idari yöneticiye dayanan bir yapıya dönüşmüştür.
Ayrıca sekretarya hizmetleri de Bakan tarafından belirlenen Bakanlık ana hizmet birimince yürütülmektedir. Bu yeni modelde kanun, “şu kadar hekim, şu kadar akademisyen, şu kadar sanat uzmanı” dememekte; doğrudan bürokratik-idari bir kompozisyon öngörmektedir.
J.5 Eski yapıda Kurulu oluşturan meslek ve kurum grupları nelerdi?
2018 öncesi modelde, kanun kurul üyelerini daha ayrıntılı şekilde tek tek sayıyordu. Resmî metne göre kurul şu gruplardan oluşuyordu:
- Başbakanlık tarafından, en az on beş yıl kamu hizmeti yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye.
- Adalet Bakanlığı tarafından, idari nitelikte görevlerde bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından seçilecek bir üye.
- İçişleri Bakanlığı tarafından, üst kademe yöneticileri arasından seçilecek bir üye.
- Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından, Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri arasından seçilecek iki üye.
- Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tıp dalından seçilecek bir üye.
- Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, güzel sanatlar dalında ün yapmış kişiler arasından seçilecek bir üye.
- YÖK tarafından, sosyal bilimler alanında akademik kariyer yapmış ve en az doktor unvanı almış üniversite öğretim elemanları arasından seçilecek bir üye.
- Diyanet İşleri Başkanı tarafından, Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri arasından seçilecek bir üye.
- Ankara, İstanbul ve İzmir gazeteciler cemiyetlerinin belirleyeceği adaylar arasından kura ile belirlenecek bir basın mensubu üye.
- 2014 değişikliği sonrasında ayrıca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca en az daire başkanı düzeyinde seçilecek bir üye daha eklenmiştir. Böylece kurul on bir üyeli bir yapıya ulaşmıştır.
Nihai Tenkit; Kurul içinde yalnızca bir adet “tıp dalından üye” öngörülmüş, buna karşılık pediatrik adli tıp, çocuk ve ergen psikiyatrisi, radyoloji, anatomi, çocuk gelişimi veya dijital delil analizi gibi bugün birçok müstehcenlik dosyasında fiilen önem taşıyan uzmanlıklar kurumsal olarak özel biçimde tanımlanmamıştır.
Daha da önemlisi, bugünkü modelde bu sınırlı sağlık temsili dahi açık biçimde korunmamış; kurul, doğrudan beş birim amirinden oluşan bürokratik bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu nedenle, özellikle çocuk kullanılıp kullanılmadığı, biyolojik yaşın görünümden çıkarımı, anatomik gelişim veya tıbbi sınıflandırma gibi konularda Kurul raporuna kesin uzman raporu muamelesi yapılması hukuken de bilimsel açıdan da ihtiyatla karşılanmalıdır.
J.6 Bu yüzden savunmada hangi cümle kurulmalıdır?
Ezcümle; Muzır Neşriyat Kurulu raporu, dosyada yardımcı bir kanaat unsuru olabilir; ancak kurulun mevcut teşekkül yapısı, özellikle tıp bilimi, insan anatomisi, biyolojik yaş ve özel uzmanlık gerektiren alanlarda bu rapora “kesin bilimsel rapor” niteliği kazandırmaz.
Asıl sorun, raporun varlığından çok, raporu hazırlayan kurulun o somut uyuşmazlığın gerektirdiği uzmanlık alanlarını kurumsal olarak taşıyıp taşımadığıdır. Tam da bu nedenle, ceza yargılamasında Kurul raporu nihai söz değil; olsa olsa tartışmaya açık, denetlenebilir ve karşı bilirkişi ile sınanabilir bir değerlendirme olarak görülmelidir.

Avukat Orhan ÖNAL’ın Benzer Konuda Çok Sık Okunan Başka Yazıları;
| # | Yazı Başlığı | İçerik Odak Noktası | Orijinal Bağlantı |
|---|---|---|---|
| 1 | NCMEC Avukatı – Çocuklara Karşı Dijital Suçlar ve Müstehcenlik | NCMEC raporu, çocuk pornografisi, dijital delil, ceza avukatı yaklaşımı | https://www.orhanonal.av.tr/ncmec-avukati-cocuklara-karsi-dijital-suclar-mustehcenlik/ |
| 2 | NCMEC Nedir? Çocuk Koruma Mücadelesi ve Müstehcenlik Suçu | NCMEC’in hukuki konumu, çocukların korunması, ihbar sistemi | https://www.orhanonal.av.tr/ncmec-nedir-cocuk-koruma-mucadelesi-sucu-mustehcenlik/ |
| 3 | Müstehcenlik Suçu Nedir? TCK 226 ve Dijital Savunma | Çocuk pornografisi, TCK 226, dijital materyal, savunma stratejileri | https://www.orhanonal.av.tr/mustehcenlik-sucu-nedir-tck-m-226-dijital-savunma/ |
| 4 | Müstehcenlik Suçunun Şartları ve NCMEC Rapor İhbarı | Suçun unsurları, NCMEC bildirimi, teknik-hukuki ayrım | https://www.orhanonal.av.tr/mustehcenlik-sucu-sartlari-ve-ncmec-rapor-ihbari/ |
| 5 | Müstehcenlik Suçunun NCMEC Raporu ile Teknik Detayları | Hash, IP, zaman damgası, adli bilişim incelemesi | https://www.orhanonal.av.tr/mustehcenlik-sucunun-ncmec-raporu-ile-teknik-detaylari/ |
| 6 | NCMEC Raporu ve NCMEC Mağduriyeti Nedir? | Hatalı isnatlar, dijital kanaat sorunu, savunma perspektifi | https://www.orhanonal.av.tr/ncmec-raporu-ve-ncmec-magduriyeti-nedir/ |
| 7 | 2025’te Müstehcenlik Suçları ve NCMEC Raporu Davaları | Güncel uygulama, savcılık ve mahkeme pratikleri | https://www.orhanonal.av.tr/2025te-mustehcenlik-suclari-ve-ncmec-raporu-davalari/ |
| 8 | NCMEC CyberTipline: Dijital Çağın En Kritik Delil Zinciri | CyberTipline sistemi, ihbarın sınırları, delil zinciri | https://www.orhanonal.av.tr/ncmec-cybertipline-dijital-cagin-en-kritik-delil-zinciri/ |
| 9 | Çocuk Pornografisi Suçunda Avukat ve Beraat Stratejileri | Çocuk pornografisi savunması, beraat örüntüleri | https://www.orhanonal.av.tr/cocuk-pornografisi-sucunda-avukat-beraat-stratejileri/ |
| 10 | NCMEC ve Müstehcenlik Suçunda Savunma ve Avukatlık | Ceza avukatının rolü, CMK 134, dijital savunma | https://www.orhanonal.av.tr/ncmec-mustehcenlik-sucunda-savunma-ve-avukatlik/ |
| 11 | 19 İlde Eş Zamanlı NCMEC Operasyonu: Tutuklama Savunması | Eş zamanlı operasyon pratiği, gözaltı–sevk, dijital delil rejimi, tutuklama/adli kontrol stratejisi | https://www.orhanonal.av.tr/19-ilde-es-zamanli-ncmec-operasyonu-tutuklama-savunmasi/ |
- Avukat Orhan ÖNAL çizgisinde hazırlanan Müstehcenlik ve Çocuk Pornografisi Ceza Davaları & Soruşturmaları yazıları; tecrübeye dayalı genel bilgilendirme amaçlıdır; somut dosya stratejisi, evrak ve teknik rapor içeriğine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu hususta ve benzeri nitelikte konularda ise uzun yıllardır üzerinde çalıştığımız ancak tamamlayamadığımız “NCMEC Uygulamaları Kitabında” da detaylıca yer verilmektedir.
- Teknik ve hukuk alanında tecrübe gerektiren bu konularda telafisi imkansız hak kayıplarına uğramamak için, mutlaka avukatınıza danışmanızı şiddetle önermekteyiz.
- Benzer NCMEC’den doğan ceza davalarından gördüğümüz; her nevinden NCMEC davalarında farklı savunma argümanları geliştirilerek hareket edilmesi gerekliliğinin unutulmamasını ve mutlaka avukatınızla hareket edilerek savunma yapılmasını unutmamanızı şiddetle tavsiye ederiz.
- Aradığınız dava türü veya hukuki ihtilaf hakkında *yazılar* bölümüne veya *NCMEC DAVALARI için* tıklayarak ya da sağ üst köşeden arama yaparak onlarca davanız hakkında dilediğinizi okuyup, araştırabilirsiniz.
-
AVUKAT DESTEĞİ
Randevu almak için çalışma saatleri içerisinde aşağıdaki telefon aracılığı ile ulaşabilir, whatsapp hattına yazabilir (tıkla) veya aşağıdaki adrese mail atabilirsiniz.
Hafta içi: 09:00 – 19:00Cumartesi: 10:00 – 18:00Telefon: +90 532 282 25 23Gizlilik
Gizlilik, bir avukatın ve hukuk büromuzun en önemli etik ilkelerinden biridir; 1136 sayılı Kanunda tanımlanan gizlilik ve ifşa etmeme ilkesini çok dikkatli ve hassas bir şekilde uygular. Ancak büromuz, müvekkillerinin bilgi, belge ve bilgilerini gizlilik ve bilgi sorumluluğu sınırları içinde gizli tutar ve hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda üçüncü kişi ve kurumlarla paylaşmaz.
-

Leave A Comment