A. Hekim ve Özel Hastane Avukatı Neden Ayrı Bir Dal Olmalıdır?
Tıp hukuku denildiğinde birçok kişinin aklına ilk olarak hasta tarafından açılan malpraktis davası gelir. Oysa işin gerçek yüzü çok daha katmanlıdır. Hekim, cerrah, klinik ve özel hastane bakımından mesele; yalnızca bir tazminat davasına cevap vermek değil, aynı anda ceza hukuku, özel hukuk, hasta hakları, kişisel sağlık verileri, bilirkişi incelemesi ve mesleki standartlar ekseninde bütüncül bir savunma kurabilmektir.
Sağlık hizmetlerinin kamu ve özel hukuk tüzel kişilerini kapsayan geniş bir mevzuat alanı içinde yürütülmesi; tıp mesleğinin ise yetki, diploma ve meslek icrası bakımından özel kurallara tabi olması, “hekim avukatı”, “doktor avukatı” ve “özel hastane avukatı” ihtiyacını sıradan bir dava vekilliğinin çok ötesine taşır. Avukat Orhan ÖNAL, Uzman Göz Hekimi eşi olarak bunun önemini uygulamadan çok net görenlerdendir.
Bu nedenle güçlü bir hekim savunması, olay meydana geldikten sonra yazılan klasik bir cevap dilekçesiyle kurulmaz. Asıl mesele; tıbbi kayıtların bütünlüğü, aydınlatılmış onam süreci, endikasyonun doğruluğu, komplikasyon yönetimi, ekip koordinasyonu, hastane iç protokolleri ve bilirkişi raporuna verilecek teknik-hukuki cevabın aynı dosyada bir araya getirilebilmesidir.
B. Doktor Avukatı Bakış Açısıyla Temel İlke: Her Kötü Sonuç Kusur Demek Değildir
B.1 Kötü netice ile hukuki kusur aynı şey değildir
Tıp hukuku dosyalarında en temel savunma cümlesi şudur: ortaya çıkan her zarar, her maluliyet, her ölüm veya her başarısız sonuç kendiliğinden hekim kusuru anlamına gelmez. Resmî yargı içtihadında da, mevzuatın yeterli olduğu durumlarda sağlık çalışanlarının değerlendirme hataları, tedavi sürecindeki gecikmeler veya koordinasyon eksiklikleri tek başına otomatik bir ihlal sonucuna dönüştürülmez.
Somut olayın kendi tıbbi akışı ve kusur ilişkisi ayrıca ortaya konulmalıdır. Akademik yazında da komplikasyonun, kural olarak malpraktis sayılmadığı; ancak komplikasyon öncesi, anı veya sonrasındaki klinik yönetim hatasının sorumluluk doğurabileceği özellikle vurgulanmaktadır.
B.2 Kusur analizinin merkezindeki soru
Asıl soru “olumsuz sonuç doğdu mu?” değildir. Asıl soru, o sonucun tıbbi standarda aykırı bir müdahalenin ürünü mü olduğu, yoksa tıp biliminin izin verdiği risk alanında mı gerçekleştiğidir. Hekim avukatı bakımından savunmanın iskeleti; endikasyonun doğruluğu, seçilen yöntemin o anki klinik verilerle uyumu, komplikasyonun öngörülebilirliği, müdahale sonrası takip ve konsültasyon zincirinin yeterliliği üzerinden kurulur.
B.2 Komplikasyon savunması ne zaman güçlenir?
Klinik kayıt tam ise
Hasta dosyası, ameliyat notu, konsültasyon kayıtları, tetkik akışı ve sevk gerekçesi birbirini doğruluyorsa; komplikasyon savunması soyut bir savunma olmaktan çıkar, dosyaya dayalı teknik savunmaya dönüşür. Böyle dosyalarda “istenmeyen sonuç” ile “kusurlu müdahale” arasındaki fark daha görünür hale gelir. HMK’da da bilirkişi raporunun tek başına mutlak delil olmadığı, hâkimin bunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği açıkça düzenlenmiştir.
Tedavi zinciri mantıklı ise
Ameliyat sonrası takip, yoğun bakım, ileri merkeze sevk, konsültasyon ve müdahale zamanlaması dosyada makul ve açıklanabilir bir çizgi izliyorsa; hekim tarafı bakımından “kötü sonuç var ama tıbbi standart dışı davranış yok” savunması daha güçlü kurulur. Bu ayrım, tıp hukukunda hekim savunmasının bel kemiğidir.
B.3 Somut örnek
Bir ameliyat komplikasyonu dosyası
Yakın tarihli bir yüksek mahkeme kararında, safra kesesi ameliyatı sonrası gelişen ölüm olayında bilirkişi; ameliyat sırasında meydana gelen damar yaralanmasını komplikasyon, sonraki tedaviyi de uygun kabul etti. Yüksek mahkeme de yalnızca kötü neticeye bakarak otomatik kusur kurulamayacağını, bu nedenle yaşam hakkının maddi boyutu yönünden ihlal sonucuna gidilemeyeceğini belirtti.
Bu örnek, doktor avukatı açısından çok kıymetlidir; çünkü “kötü sonuç = kusur” şeklindeki kolaycı yaklaşımın yargısal düzeyde kabul edilmediğini gösterir.
Aynı dosyanın öğrettiği ikinci ders
Ancak aynı kararda, kusur yönünden komplikasyon savunması kabul görse bile aydınlatma ve onam tarafı yeterince incelenmediği için usul boyutunda ihlal kararı verildi. Yani komplikasyon savunması, dosyanın diğer savunma katmanlarını ihmal etme hakkı vermez. Doktor avukatı bakımından doğru yaklaşım; bir yandan komplikasyon çizgisini kurmak, diğer yandan onam ve kayıt rejimini eksiksiz savunmaktır.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de 25 Haziran 2025 tarihli İlhan Güner Ertosun kararında;
tıbbi ihmal iddialarında değerlendirmenin olayın seyrini ve sağlık personelinin olası sorumluluğunu aydınlatmaya elverişli olup olmadığı üzerinden yapılması gerektiğini; sağlık çalışanlarının değerlendirme hataları, tedavi sürecindeki gecikmeler veya koordinasyon eksikliklerinin her olayda kendiliğinden yaşam hakkının maddi boyutunun ihlali sonucunu doğurmayacağını ifade etmiştir. Bu yaklaşım, hekim ve hastane savunmasında otomatik kusur varsayımına karşı son derece kıymetli bir çerçeve sunar.
C. Aydınlatılmış Onam, Hekim ve Hastane Savunmasının En Kritik Eşiğidir
C.1 Onam, yalnızca imza değildir
Hasta Hakları Yönetmeliği, kamu ve özel tüm sağlık kurumlarını kapsar; “bilgilendirme”yi müdahale öncesi gerekli bilginin verilmesi, “rıza”yı ise kişinin tıbbi müdahaleyi serbest iradesiyle ve bilgilendirilmiş olarak kabul etmesi şeklinde tanımlar.
Aynı düzenleme, tıbbi zorunluluk ve kanuni istisnalar dışında kişinin rızası olmaksızın vücut bütünlüğüne dokunulamayacağını da açıkça söyler. Bu nedenle hekim ve özel hastane savunmasında onam, sıradan bir form meselesi değil; müdahalenin hukuka uygunluk eşiğidir.
C.2 Savunmada asıl tartışma formun varlığı değil, içeriğidir
Aydınlatılmış onam savunmasında belirleyici olan yalnızca imzanın dosyada bulunması değildir. Asıl tartışma; hastaya neyin, ne zaman, kim tarafından, hangi risk ve alternatiflerle anlatıldığıdır. Akademik yazında da aydınlatmanın, müdahalenin hukuka uygunluğunu sağlayan rızanın ön koşulu olduğu; risk, yarar ve alternatiflerin anlatılmadığı durumlarda “rıza”nın tek başına yeterli kabul edilemeyeceği vurgulanır.
C.3 Onam savunmasında kırılma noktaları
Yöntem değişikliği anlatılmış mı?
Planlanan müdahalenin açık mı kapalı mı yapılacağı, işlem sırasında yöntem değişikliği ihtimali olup olmadığı ve bunun doğurabileceği riskler özellikle önemlidir. Çünkü yargısal denetimde, sadece ameliyat için genel bir onam alınmış olması değil; meydana gelen riskin o aydınlatma kapsamına girip girmediği sorgulanır.
Risk anlatımı somut mu?
Genel, matbu ve her dosyada kullanılan form dili çoğu zaman savunmayı tek başına taşımaz. Riskin, hastanın karşılaşabileceği ihtimalle gerçekten bağlantılı biçimde anlatılması gerekir. Özellikle estetik işlemler, girişimsel müdahaleler, ortopedik operasyonlar, kadın doğum ve genel cerrahi dosyalarında bu konu daha da önem kazanır.
Özel hastanede kurumsal zincir kurulmuş mu?
Özel hastane savunmasında aydınlatılmış onam yalnızca hekimin değil, kurumun kayıt düzeni bakımından da önem taşır. Formun tarihi, hasta dosyasındaki yeri, işlem öncesi görüşme notları ve ekip içi kayıt zinciri birlikte okunur. Dağınık veya sonradan tamamlanmış izlenimi veren evrak, savunmayı zayıflatır.
C.4 Somut örnekler
Estetik işlem dosyası
Bir yüksek mahkeme kararında, yapılan estetik ameliyatın tıbbın gereklerine uygun olduğu ve muayene bulgularında kusur saptanmadığı kabul edildi. Buna rağmen aydınlatılmış onam alınmadan işlem yapıldığı tespit edilince manevi tazminata hükmedildi. Bu örnek çok öğreticidir: tıbbi uygulama doğru bulunmuş olsa bile, onam eksikliği tek başına sorumluluk alanı yaratabilir.
Enjeksiyon sonrası sinir hasarı dosyası
Başka bir kararda ise enjeksiyonun yanlış yere yapıldığını gösteren belge bulunmadığı, ilacın doğru uygulansa dahi sinir hasarı doğurmasının mümkün olduğu raporlandı; yani doktor ve hemşireye kusur yüklenmedi. Buna rağmen hasta işlem öncesi riskler konusunda aydınlatılmadığı için manevi tazminat uygun görüldü ve üst yargı bu yaklaşımı onadı. Hekim savunması bakımından bu dosya, kusur yokluğunun her zaman onam eksikliğini bertaraf etmeyeceğini açık biçimde gösterir.

D. Bilirkişi Raporu, Tıp Hukuku Davalarında Sonucu Belirleyen Merkez Alandır
D.1 Bilirkişi raporu hüküm değildir
HMK m. 281’e göre taraflar, bilirkişi raporuna karşı iki hafta içinde eksik hususların tamamlattırılmasını, belirsizliklerin açıklanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını isteyebilir. Aynı maddede mahkemenin de ek rapor alabileceği, hatta gerçeğin ortaya çıkması için yeniden inceleme yaptırabileceği düzenlenmiştir. Hemen sonraki maddede ise hâkimin bilirkişi görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği açıkça yazılıdır. Tıp hukuku dosyalarında bu hükümler, rapora teslim olmamak için en önemli usul zeminidir.
D.2 Hekim savunmasında rapora nasıl bakılmalıdır?
Soru yanlışsa cevap da eksik olur
Bilirkişiye yöneltilen sorular eksik kurulmuşsa, rapor ne kadar teknik görünürse görünsün dosyayı aydınlatmaz. Özellikle “komplikasyon mu kusur mu”, “aydınlatılmış onam alınmış mı”, “takip ve sevk zamanlaması uygun mu”, “alternatif müdahale gerekli miydi” soruları raporda ayrı ayrı cevaplanmalıdır.
Rapor, taraf iddialarını gerçekten karşılamalıdır
Yüksek mahkeme içtihadı, tıbbi ihmal dosyalarında yargısal denetimin asıl ölçütünün olayın seyrini ve sağlık personelinin olası sorumluluğunu aydınlatmaya elverişli bir inceleme olup olmadığı olduğunu söylüyor. Yani rapor, tarafın temel itirazlarını karşılamıyorsa rapor alınmış olması tek başına yeterli görülmez.
Maddi gerçek, salt usule feda edilmemelidir
Genel usul içtihadında da yüksek mahkeme, rapordaki yöntem veya sonuç hakkında haklı şüphe varsa ek ya da yeni rapor talebinin yalnızca şekli bir hak olarak görülemeyeceğini; maddi vakıanın aydınlatılmasının adil yargılanmanın gereği olduğunu vurgulamıştır. Bu yaklaşım tıp hukuku bakımından özellikle önemlidir; çünkü teknik gerçeğin eksik raporla örtülmesi, hekim lehine de aleyhine de ciddi adaletsizlik üretir.
D.3 Somut örnekler
Teşhis gecikmesi iddiası içeren ölüm dosyası
Bir ölüm dosyasında hasta yakınları, test sonuçlarının doğru okunmadığını, sevkin geciktiğini ve teşhisin bu nedenle geç konulduğunu ileri sürdü. Ancak hükme esas alınan raporlarda ve karar gerekçesinde bu iddiaların yeterince tartışılmadığı görüldü.
Yüksek mahkeme, olayın seyri ile sağlık personelinin olası sorumluluğunu aydınlatmaya elverişli bir inceleme yapılmadığı sonucuna vararak yeniden yargılama istedi. Bu örnek, doktor avukatı açısından da hasta vekili açısından da aynı dersi verir: dosyanın can damarı olan iddia raporda yoksa karar kırılgan hale gelir.
Komplikasyon raporu var ama onam yönü eksik dosya
Yukarıda değindiğim ameliyat dosyasında bilirkişi, damar yaralanmasını komplikasyon saymış ve tedaviyi uygun bulmuştu. Buna rağmen yüksek mahkeme, ameliyat öncesi aydınlatma yapılıp yapılmadığı, onam formunun kapsamı ve ölüm risklerini içerip içermediği değerlendirilmeden karar verilmesini yetersiz buldu; gerekirse bu hususta bilirkişi incelemesine başvurulması gerektiğini belirtti. Bu yaklaşım, tıp hukuku davalarında raporun tek ekseninin teknik kusur olmadığını; onam ve risk anlatımının da rapor kapsamına sokulması gerektiğini açıkça gösterir.
D.3 Uygulama notu: Hekim ve özel hastane avukatı nerelere dikka eder?
Bilirkişi raporuna itiraz, sadece “raporu kabul etmiyoruz” cümlesiyle yapılmamalıdır. İtiraz; hangi tıbbi kaydın hiç incelenmediğini, hangi sorunun cevaplanmadığını, hangi risk analizinin atlandığını, hangi konsültasyon veya sevk anının görmezden gelindiğini tek tek göstermelidir. En etkili savunma, rapora soyut karşı çıkmak değil; raporun neden karar vermeye elverişli olmadığını dosya içinden ispat etmektir. HMK sistemi de zaten buna izin verir.
E. Hekim ve Özel Hastane Açısından Hukuki Sorumluluk Haritası Nasıl Kurulur?
Tazminat boyutunda Türk Borçlar Kanunu, sağlık uyuşmazlıklarında savunmanın ana çatısını oluşturur. TBK m. 49 kusurlu ve hukuka aykırı fiille verilen zararın giderimini düzenler. Ölüm hâlinde TBK m. 53; bedensel zarar hâlinde TBK m. 54; manevi zarar bakımından ise TBK m. 58 uygulanır.
Özel hastane bakımından ayrıca TBK m. 66’daki adam çalıştıranın sorumluluğu ve TBK m. 116’daki yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk hükümleri sıkça gündeme gelir. Dahası TBK m. 74 gereği ceza yargılamasındaki beraat, hukuk hâkimini otomatik olarak bağlamaz; bu nedenle ceza dosyasında alınan olumlu sonucun, hukuk dosyasında ayrıca savunulması gerekir.
Bu tablo bize şunu gösterir: Özel hastane avukatı sadece doktorun bireysel kusur tartışmasını değil, kurumun organizasyon yapısını, personel sevk ve idaresini, ekip denetimini, kayıt düzenini ve hasta ile kurulan hukuki ilişkiyi de savunmak zorundadır. Yani bazı dosyalarda savunma; ameliyat tekniğinden çok kayıt sisteminin doğruluğu, nöbet çizelgesi, hemşire gözlem formu, konsültasyon zaman damgaları ve hasta yakınlarıyla kurulan iletişim kayıtları üzerinden kazanılır.
F. Ceza Soruşturması Açıldığında Doktor Avukatı Nasıl Konum Almalıdır?
Tıp hukukunda ceza boyutu çoğunlukla TCK m. 85 ve m. 89 çerçevesinde, yani taksirle öldürme veya taksirle yaralama iddialarıyla karşımıza çıkar. Bu noktada hekimin savunması, klasik ceza savunmasından farklıdır. Çünkü olayın hukuki niteliği, doğrudan tıbbi standardın, müdahalenin zamanlamasının, endikasyonun, komplikasyon olasılığının ve öngörülebilirlik/önlenebilirlik analizinin doğru kurulmasına bağlıdır. Tıbbi dosyayı okumadan ifade hazırlayan bir ceza savunması, hekim için ciddi risk doğurur.
Burada savunmanın merkezine şu başlıklar alınmalıdır: müdahalenin tıbben zorunlu olup olmadığı, klinik kararın o anki veri setine göre makul sayılıp sayılamayacağı, komplikasyon zincirinin ne zaman başladığı, müdahale sonrası takip standardına uyulup uyulmadığı, ekip içinde görev paylaşımının nasıl yapıldığı ve ölüm/yaralanma ile isnat edilen eylem arasında kesintisiz bir nedensellik zinciri bulunup bulunmadığı. Hekim avukatı, bu başlıkları hem soruşturma aşamasında hem de olası tazminat ve disiplin dosyalarında birlikte kurgulamalıdır.
G. Özel Hastane Avukatı İçin Kayıt, Mahremiyet ve Veri Güvenliği Artık Ana Savunma Alanıdır
Sağlık hukukunda bugün en az ameliyat notu kadar önemli olan bir başka alan, kişisel sağlık verilerinin korunmasıdır. Sağlık Bakanlığı, kişisel sağlık verilerinin işlenmesi ve mahremiyetin korunması konusunda sağlık tesislerini tüm hasta verileri bakımından gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılmış; ayrıca resmî sağlık veri portalında da personelin veriye amaç dışı erişimi ve veri ihlali riskleri ayrı başlıklar altında ele alınmıştır.
Bu yüzden özel hastane savunması, yalnızca “tıbbi uygulama doğruydu” çizgisinden ibaret değildir; aynı zamanda “kayıt güvenliği, erişim yetkisi, veri akışı ve mahremiyet rejimi doğru işletildi” savunmasını da taşımalıdır. Pratikte bunun anlamı şudur:
Hastaya ait onam formu, epikriz, hemşire gözlem kayıtları, ameliyat notları, konsültasyon kayıtları, yoğun bakım takip verileri, dijital loglar ve e-Nabız/merkezi sistem aktarım disiplini savunmanın parçasıdır. Eksik kayıt, dağınık dosya ve sonradan toparlanmış evrak görüntüsü; hekim lehine başlayabilecek dosyaları zayıflatır. Buna karşılık düzenli kayıt, tutarlı zaman akışı ve veri mahremiyetine uygun kurumsal yapı, özel hastane avukatı bakımından en güçlü koruma katmanlarından biridir.
H. 2025 Sonrası Özel Hastane Mevzuatı, Kurumsal Savunmayı Daha da Öne Çıkardı
Özel hastaneler bakımından güncel düzenleyici çerçeve de önemlidir. Sağlık Bakanlığına bağlı resmî kaynaklarda yer aldığı üzere, yeni Özel Hastaneler Yönetmeliği 30 Ocak 2025 tarihli Resmî Gazete’de, 32798 sayıyla yayımlandı. Aynı dönemde Bakanlık duyurularında da özel hastanelerin hizmet sunumunda tespit edilen aksaklıklara çözüm getirilmesi ve nitelik odaklı sağlık hizmeti sunumunun güçlendirilmesi amaçlandığı belirtildi.
Bu veri, özel hastane avukatı bakımından savunmanın artık yalnızca olay bazlı değil; mevzuata uyum, kurumsal organizasyon ve kalite standardı ekseninde de kurulması gerektiğini gösterir. Dolayısıyla bugün özel hastane hukuk danışmanlığı;
ruhsat ve kadro meselesinden hasta dosyası standardına, kalite protokollerinden veri güvenliğine, komplikasyon yönetiminden hasta yakını iletişimine kadar geniş bir uyum alanını kapsar. Davaya hazırlanmak geç kalınmış bir aşamadır; asıl güçlü model, davayı doğurmamaya çalışan önleyici hukuk refleksidir.
I. İzmir, Manisa, Denizli, Aydın, Muğla ve Balıkesir Hattında Hekim Savunması Neden Daha Stratejik Yürütülmelidir?
Ege Bölgesi’nde sağlık hizmeti trafiğinin yoğunluğu arttıkça; hekimler, cerrahlar, kadın doğum uzmanları, ortopedistler, estetik uygulama yapan doktorlar ve özel hastaneler bakımından hukuki riskler de çeşitlenmektedir.
Bu nedenle İzmir hekim avukatı, Manisa doktor avukatı, Denizli özel hastane avukatı, Aydın sağlık hukuku avukatı, Muğla malpraktis savunma avukatı ve Balıkesir hekim savunması gibi aramalar artık tesadüf değildir. Bölgede yürüyen dosyaların önemli kısmında sadece hasta tarafı değil; hekim ve kurum tarafının da profesyonel, saygın ve teknik savunmaya ihtiyaç duyduğu açıkça görülmektedir.
Avukat Orhan Önal çizgisinde kurulacak savunma dili tam da burada fark yaratır. Çünkü hekimin emeğini, mesleki itibarını ve yıllara yayılan uzmanlığını koruyan savunma; kuru inkâr savunması değildir. İyi savunma, dosyanın tıbbi yönünü küçümsemez; tam tersine tıbbi veriyi hukuken işler. İyi savunma, özel hastanenin kurumsal yapısını görünür kılar. İyi savunma, bilirkişiye teslim olmaz; bilirkişiyi denetler. Ve iyi savunma, en önemlisi, hekimin karşı karşıya kaldığı yargısal baskıyı mesleki vakar içinde yönetir.
Hülasa; Hekim Avukatı, Doktor Avukatı ve Özel Hastane Avukatı Arayanlar İçin Asıl Ölçüt Ne Olmalıdır?
Tıp hukuku dosyalarında gerçek farkı yaratan şey, yalnızca mevzuatı bilmek değildir. Asıl fark; tıbbi standardı, komplikasyon mantığını, onam rejimini, bilirkişi dilini, veri mahremiyetini ve eş zamanlı ceza–tazminat–idare riskini birlikte okuyabilmektir.
- Hekim avukatı ya da doktor avukatı, özel hastane avukatı arayan bir kurum için; dosyaya yalnızca hukuk penceresinden değil, sağlık hizmetinin işleyiş mantığından da bakabilmektir.
Doktor eşi olarak, Av. Önal; İzmir başta olmak üzere Manisa, Denizli, Aydın, Muğla ve Balıkesir hattında yürüyen tıp hukuku uyuşmazlıklarında; hekimin mesleki itibarını, özel hastanenin kurumsal bütünlüğünü ve dosyanın teknik çekirdeğini aynı anda savunabilen bir yaklaşım, bugün her zamankinden daha değerlidir. Sağlık hizmeti doğası gereği risk içerir; fakat hukuki risk, doğru savunma kurulmadığında büyür. İşte tam bu noktada, hekim ve özel hastane savunmasını önceleyen güçlü bir sağlık hukuku pratiği belirleyici hale gelir.
Avukat ÖNAL’ın Benzer Niteliklte Bir Kısım Yazısı;
| Yazı Başlığı | Alan | Link |
|---|---|---|
| Tıp Hukuku Davaları Nedir? (Malpraktis Davaları) | Tıp hukuku / malpraktis | Yazıyı aç |
| Hatalı Tedavi Nedeniyle Malpraktis / Tıp Hukuku Davaları | Sağlık hukuku / tıbbi kötü uygulama | Yazıyı aç |
| Tıp Ceza Hukuku Davaları ve Doktor Savunması | Tıp ceza hukuku / hekim savunması | Yazıyı aç |
| Tıbbi Kötü Uygulama (Malpraktis) Davalarında Savunma | Sağlık hukuku / savunma odaklı malpraktis | Yazıyı aç |
Tıp ceza davaları karmaşık, teknik ve riski yüksek süreçlerdir. Avukatınız bu hususta size faydalı olabilecektir. Bu sebeple lütfen avukatınıza danışmayı ihmal etmeyiniz!
- Teknik ve hukuk alanında tecrübe gerektiren bu konularda telafisi imkansız hak kayıplarına uğramamak için, mutlaka avukatınıza danışmanızı şiddetle önermekteyiz.
- Aradığınız dava türü veya hukuki ihtilaf hakkında *yazılar* bölümüne veya *tıp hukuku davaları ve yazıları* bölümüne tıklayarak; davanız hakkında dilediğinizi okuyup, araştırabilirsiniz.
AVUKAT DESTEĞİ
Randevu almak için çalışma saatleri içerisinde aşağıdaki telefon aracılığı ile ulaşabilir, whatsapp hattına yazabilir (tıkla) veya aşağıdaki adrese mail atabilirsiniz.
Hafta içi: 09:00 – 19:00Cumartesi: 10:00 – 18:00Telefon: +90 532 282 25 23Gizlilik
Gizlilik, bir avukatın ve hukuk büromuzun en önemli etik ilkelerinden biridir; 1136 sayılı Kanunda tanımlanan gizlilik ve ifşa etmeme ilkesini çok dikkatli ve hassas bir şekilde uygular. Ancak büromuz, müvekkillerinin bilgi, belge ve bilgilerini gizlilik ve bilgi sorumluluğu sınırları içinde gizli tutar ve hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda üçüncü kişi ve kurumlarla paylaşmaz.

Leave A Comment