Awesome Image
25Oca

Kentsel Dönüşümde Azınlık Payının İdarece Satışı ve İdari Yargı Denetimi

1. 6306 Sayılı Kanun Kapsamında “Azınlık Hissesi Satışı” İşlemi Şekil Denetimiyle Sınırlı mı, Esasa Girilmeli mi?

Kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu güvenliği ve şehircilik ilkeleri bakımından zorunlu bir kamusal müdahale alanı olmakla birlikte, bu sürecin mülkiyet hakkına doğrudan temas eden aşamalarında idarenin yetkilerinin sınırlarının titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Özellikle 6306 sayılı Kanun uyarınca, üçte iki çoğunluk kararına katılmayan maliklerin azınlık paylarının idare eliyle satışa konu edilmesi, idari yargı denetiminin kapsamını yeniden tartışmaya açmaktadır.

Kentsel dönüşüm uygulamaları, riskli yapı stokunun yenilenmesi bakımından zorunlu bir kamu politikası olmakla birlikte, uygulamanın bazı aşamalarında mülkiyet hakkı, sözleşme serbestisi ve adil yargılanma ilkeleri bakımından ciddi gerilim alanları doğurabilmektedir. Bu gerilim, özellikle 6306 sayılı Kanun çerçevesinde “üçte iki çoğunluk” kararına katılmayan maliklerin azınlık paylarının idare eliyle satışa çıkarılması aşamasında en görünür hâle gelir.

2. Uygulamada Sık Rastlanan Genel Tablo Nedir?

Uygulamada sık rastlanan tablo şudur: Maliklerin çoğunluğu bir arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi veya “ortak karar protokolü” etrafında uzlaşır; azınlıkta kalan malik ise sözleşme hükümlerini hakkaniyete aykırı bulduğu için imzadan kaçınır. Bu durumda idare, azınlık payını rayiç bedel üzerinden açık artırma yoluyla satma sürecini başlatır. İşte yargısal tartışmanın düğüm noktası burada başlar:

  • İdare mahkemesi, denetimi yalnızca “ihale usulü doğru mu, muhammen bedel düşük mü?” sorularına mı sıkıştırmalıdır?

  • Yoksa satış işleminin dayandığı sözleşme ve projenin adil olup olmadığı, azınlık malikinin sözleşmeye katılmama gerekçelerinin haklı bir direniş oluşturup oluşturmadığı da denetime dahil edilmelidir?

Bu yazıda mesele, yalnızca bir ihale prosedürü tartışması değil; idari işlem teorisi, sebep–maksat denetimi, ölçülülük ilkesi, mülkiyet hakkının özüne müdahale ve kentsel dönüşüm pratiğinde “çoğunluk iradesinin sınırları” bağlamında ele alınmaktadır.

3. İşlemin Hukuki Niteliği: Azınlık Payının Satışı “İdari İşlem” midir?

6306 sayılı Kanun’un sistematiği içinde azınlık payının satış süreci, idarenin kamu gücüne dayanarak tesis ettiği, tek taraflı ve icrai nitelik taşıyan bir işlemler bütünüdür. Her ne kadar sonuç itibariyle mülkiyetin devri (tapu devri) gibi özel hukuk alanını çağrıştıran bir netice ortaya çıksa da, işlemin kurucu iradesi “idare”dir; işlem kamu gücü ile şekillenir ve kamu düzeni gerekçesiyle yürütülür. Bu nedenle, satışın hukuka aykırılığı iddiası adli yargıda değil, kural olarak idari yargıda iptal davası konusu yapılır.

Bu tespit, uygulamada şu sonuçları doğurur:

  • Görevli yargı kolu: İdare Mahkemesi

  • Dava türü: İptal davası (işlemin yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden denetimi)

  • İYUK sistematiği içinde: yürütmenin durdurulması talebi (uygun şartlarda)

Özellikle İzmir, Manisa, Denizli ve Aydın gibi kentsel dönüşüm uygulamalarının yoğunlaştığı illerde, “azınlık payının satışı” ihtilafları yalnızca bedel tartışmasına indirgenemeyecek kadar katmanlı hâle gelmiştir.

4. İdari Yargı Denetiminin Mevcut Uygulaması: “Şekil + Bedel” Merkezli Dar Yaklaşım

İdari yargıda kentsel dönüşüm uygulamalarına karşı açılan davalarda, özellikle 6306 sayılı Kanun kapsamında azınlık payının idarece satışı işlemlerinde, mahkemelerin denetim pratiğinin büyük ölçüde şekil ve bedel ekseninde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu yaklaşım, yargılamayı teknik olarak yönetilebilir kılsa da, mülkiyet hakkına yönelik ağır müdahalenin bütüncül değerlendirilmesini çoğu zaman engellemektedir.

Mevcut uygulamada idare mahkemelerinin refleksleri genellikle aşağıdaki iki denetim alanıyla sınırlı kalmaktadır:

4.1 Usul ve Şekil Denetimi

(idari işlemin biçimsel doğruluğu)

Bu aşamada mahkemeler; satış işleminin tesisine giden süreçte idarenin usuli yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini inceler. İnceleme konusu yapılan başlıca hususlar şunlardır:

  • Riskli yapı tespitinin kesinleşip kesinleşmediği,

  • Maliklere yapılan toplantı çağrılarının süre, içerik ve usul bakımından mevzuata uygunluğu,

  • Üçte iki çoğunluğun gerçekten sağlanıp sağlanmadığı,

  • Azınlıkta kalan malike imzaya davet ve satışa ilişkin tebligatların usulüne uygun yapılıp yapılmadığı,

  • Açık artırma sürecinin kanuni şekil şartlarına uygun yürütülüp yürütülmediği,

  • İhale ilanı, ihale tutanağı ve satış kararının biçimsel bütünlüğü.

Bu denetim türü, idari işlemin “şekil unsuru” bakımından hukuka uygunluğunu hedefler. Usulde ağır bir sakatlık bulunması hâlinde iptal kararı verilmesi mümkündür. Ancak uygulamada, idarenin şekli prosedürleri büyük ölçüde standartlaştırmış olması nedeniyle, bu başlık altında iptal gerekçesi üretmek her zaman mümkün olmamaktadır.

4.2 Bedel Denetimi

(muhammen bedel – rayiç değer incelemesi)

İdari yargının fiilen en sık başvurduğu denetim alanı ise bedel denetimidir. Mahkemeler bu kapsamda, azınlık payının satışına esas alınan muhammen bedelin, taşınmazın gerçek piyasa değerini yansıtıp yansıtmadığını inceler.

Bu inceleme çoğu zaman:

  • Bilirkişi marifetiyle yeniden kıymet takdiri yaptırılması,

  • İdarenin belirlediği bedel ile bilirkişi tarafından tespit edilen değer arasında fahiş fark bulunup bulunmadığının karşılaştırılması,

  • Bölgedeki emsal satışların dikkate alınıp alınmadığının değerlendirilmesi

şeklinde yürütülür.

Uygulamada iptal kararlarının önemli bir kısmı, “rayiç bedelin düşük belirlendiği” gerekçesine dayanmaktadır. Bu yaklaşım, ölçülebilir ve teknik bir veri sunduğu için mahkemeler açısından görece “güvenli” bir iptal gerekçesi üretmektedir.

4.3. Şekil ve Bedel Denetiminin Pratik Avantajı – Hukuki Yetersizliği

Şekil ve bedel merkezli denetimin pratik bir avantajı olduğu inkâr edilemez. Bedel, somut verilerle ölçülebilir; usul ise belgeler üzerinden kontrol edilebilir. Bu sayede yargılama süreci teknik olarak kolay yönetilir.

Ancak bu yaklaşımın hukuki açıdan ciddi bir boşluk yarattığı da açıktır. Zira yalnızca bu iki başlığa sıkışan bir denetim, şu temel soruyu cevapsız bırakmaktadır:

Bir malikin, iradesi dışında taşınmazının elinden çıkması, sadece “fiyat doğru belirlendi” denilerek hukuka uygun hâle getirilebilir mi?

Bu soru, meselenin kalbidir. Çünkü burada tartışılan husus, sıradan bir ihale veya klasik bir bedel tespiti değil; Anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkına yönelen zorlayıcı bir idari müdahaledir.

4.4 Hukuk Devleti Perspektifinden Kaçınılamaz Sorgulama

Hukuk devleti ilkesinde idari işlemler yalnızca biçimsel doğruluk ile meşrulaştırılamaz. Özellikle kentsel dönüşüm kapsamında azınlık payının satışı gibi ağır sonuçlar doğuran işlemlerde, denetimin yalnızca “usul tamam mı?” ve “bedel uygun mu?” sorularıyla sınırlı tutulması, idari yargının koruyucu fonksiyonunu zayıflatır.

Taşınmazın malikinin rızası dışında elinden çıkması, bedelinin doğru hesaplanmış olması hâlinde dahi ölçüsüz bir müdahale teşkil edebilir. Bu noktada, yalnızca fiyatın piyasa koşullarına uygunluğu değil; satışa neden olan sürecin adil olup olmadığı, malikin sözleşmeye katılmama gerekçelerinin haklılık zemini, idarenin daha hafif araçlara başvurup başvurmadığı gibi unsurların da değerlendirilmesi gerekir.

5. Denetimin Genişlemesi Gereken Yer: “Sebep Unsuru” ve “Ölçülülük” İncelemesi

İptal davalarında idari yargının klasik denetim çerçevesi, işlemi yetki–şekil–sebep–konu–maksat unsurlarıyla ele alır. Azınlık payı satışında belirleyici alan ise çoğu zaman sebep unsurudur. İdarenin satış işleminin sebebi, görünürde “azınlık malikin çoğunluk kararına katılmaması”dır. Ancak idari yargı, sebebi yalnızca bu görünür olgu üzerinden kurarsa, kentsel dönüşümün en problemli alanına istemeden meşruiyet üretmiş olur. Gerçek soru şudur:

Azınlık malik, sözleşmeyi imzalamamakta haklı mı?
İşte “işin esası” buradadır.

Eğer çoğunluğun dayattığı sözleşme veya proje;

  • paylaşım oranları bakımından açık bir dengesizlik içeriyorsa,

  • cezai şart ve teslim hükümleri tek taraflı düzenlenmişse,

  • teminat mekanizmaları zayıfsa,

  • müteahhit lehine haksız kazanç üretiyor ve maliklerin korunmasını ihmal ediyorsa,
    azınlık malik açısından imzadan kaçınmak keyfî bir direnç değil, çoğu kez haklı bir itiraz niteliği taşır.

Bu noktada idari yargının yapması gereken, yalnızca “çoğunluk sağlandı mı?” değil; ölçülülük ve sebep-maksat üzerinden şu sorgulamayı kurmaktır:

  • İdare, azınlık payını satmak gibi en ağır araca başvururken daha hafif araçları tüketti mi?

  • Satış, mülkiyet hakkına orantısız bir müdahale oluşturuyor mu?

  • Azınlık malikin itirazları dikkate alınmadan yürütülen süreç, hukuken “kamu yararı” şemsiyesi altında özel menfaatleri mi koruyor?

6.  Mülkiyet Hakkı Boyutu: “Kamu Yararı” Kavramının İçini Doldurma Zorunluluğu

Mülkiyet hakkı, Anayasal koruma altında olan temel haklardan biridir. Kentsel dönüşüm kamu yararı amacı taşır; ancak bu, her somut işlemde otomatik meşruluk doğurmaz. Özellikle azınlık payının satışı, malikin taşınmazı üzerinde fiilen “elden çıkarma” sonucu doğurduğu için, ölçüsüz uygulandığında mülkiyet hakkının özüne dokunma riskini büyütür.

Burada kritik ayrım şudur:

  • Kentsel dönüşümün amacı: Riskli yapıyı dönüştürmek ve can güvenliğini sağlamak

  • Somut işlemde korunması gereken: Maliklerin haklarının dengeli şekilde gözetilmesi

Eğer idare, içeriği adil olmayan bir sözleşmeyi fiilen “satış tehdidi” ile dayatıyor; azınlık malik de bu nedenle imzadan kaçınıyorsa, satışın kamu yararı gerekçesi tartışmalı hâle gelir. Böyle bir durumda mahkemenin “kamu yararı” kavramını soyut bir etiket gibi kullanması değil, somutlaştırması gerekir:

  • Satış işlemi gerçekten dönüşümü zorunlu kılan bir kamu gereği mi?

  • Yoksa çoğunluğun ve müteahhidin ekonomik menfaatini güçlendiren bir araç mı?

İdari yargının rolü burada, yalnızca şekil kontrolü yapan bir merci olmak değil; hukuka uygunluğu bütün unsurlarıyla kuran bir denetim yapmaktır.

7. Sözleşme Serbestisi ve Baskı Mekanizması: Satış Tehdidinin “Zorlama” Etkisi

Kentsel dönüşüm pratiklerinde sıkça görülen temel problem, maliklerin çoğu zaman “pazarlık gücü” açısından zayıf olmasıdır. Satış tehdidi, azınlık malik açısından sözleşme serbestisini işlevsizleştiren bir baskı unsuruna dönüşmemelidir.

Eğer azınlık malik, yalnızca “çoğunluk istedi” diye;

  • teknik güvenceleri olmayan,

  • teslim/teminat yapısı zayıf,

  • riskleri maliklere yıkan,

  • müteahhidi aşırı koruyan
    bir sözleşmeye zorlanıyorsa; idarenin satış işlemi, hukuken “kamu gücünün ölçüsüz kullanımı” tartışmasını doğurur.

  • Bu nedenle mahkeme, “azınlık payı satışı” dosyalarında yalnızca ihale belgeleriyle yetinmemeli; uzlaşma sürecinin adilliğini, muhalefet şerhlerini, sözleşmenin uygulanabilirliğini ve malikler açısından risk dağılımını da değerlendirmelidir.

8. Mahkemenin İşin Esasına Girmesi Neden Zorunlu?

Uygulamada karşılaşılan örnekler çok nettir:

  • Müteahhidin mali yapısı zayıf olabilir;

  • sözleşmede cezai şart yalnızca malik aleyhine düzenlenmiş olabilir;

  • teslim tarihi belirsiz bırakılmış olabilir;

  • teminat mektubu, sigorta, inşaat ilerleme ödeme planı gibi güvence setleri yok sayılmış olabilir;

  • bağımsız bölüm paylaşımı hakkaniyete aykırı kurgulanmış olabilir.

Böyle bir tabloda azınlık malikin imza atmaması, “proje karşıtlığı” değil; çoğu zaman hak kaybını önleme refleksidir. Eğer idare, bu itirazların haklılığını hiç tartışmadan satışa gidiyorsa, mahkeme “sebep yönünden” hukuka aykırılığı ciddi biçimde değerlendirmek zorundadır. Satış, azınlık malike ‘kötü sözleşmeye razı ol’ demenin hukuki kılıfı mı? Eğer cevap “evet”e yaklaşıyorsa, iptal gerekçesi yalnız bedelde değil, doğrudan sebep/maksat/ölçülülük hattında kurulmalıdır.

9. Kentsel Dönüşüm Azınlık Payı Satışında Yürütmenin Durdurulması

9.1 İYUK m.27 Şartları ve “Satışın Fiilen Durması” İçin Doğru Kurgu

Kentsel dönüşüm hukuku uygulamalarında (6306 sayılı Kanun kapsamında azınlık payının açık artırma ile satışı / “azınlık hissesi satışı”), iptal davası açılması tek başına satışı durdurmaz. Satış sürecini fiilen durdurabilen mekanizma, çoğu kez yürütmenin durdurulması (YD) kararıdır. Bu nedenle “kentsel dönüşümde hisse satışı” dosyalarında YD; sadece tali bir talep değil, çoğu zaman mülkiyet hakkını koruyan ana emniyet supabıdır.

YD talebinin hukuki zemini İYUK m.27’dir:

  1. Açık hukuka aykırılık

  2. Uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar
    Bu iki şart birlikte somutlaştırılmalıdır. “Azınlık payının idarece satışı” işlemlerinde telafisi güç zarar unsuru çoğu dosyada doğal olarak güçlüdür; çünkü satış, tapu devri ve olası üçüncü kişi zinciriyle birlikte mülkiyet hakkına müdahaleyi geri dönüşü zor bir aşamaya taşır.

9.2 Neden Bu Dosyalarda “Telafisi Güç Zarar” Daha Kolay Kurulur?

Azınlık payının satışı, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisini fiilen sona erdirebilir. Satış gerçekleştiğinde:

  • Tapu devri ve devamındaki işlemlerle fiili durum oluşur,

  • İptal kararı çıksa bile uyuşmazlık çoğu zaman tazminata sıkışır,

  • Mülkiyet hakkının korunması bakımından “geri dönüş” pratikte zorlaşır.

Bu nedenle YD talebinde “zarar” anlatımı soyut değil; satış günü, tapu devri riski, ihalenin icrası, hak kaybının geri alınamazlığı üzerinden netleştirilmelidir (İzmir–Manisa–Denizli–Aydın hattında yoğun dönüşüm uygulamalarında, satış takvimleri çoğu zaman hızlı ilerlediğinden zamanlama ayrıca kritikleşir).

9.3 “Açık Hukuka Aykırılık” Nasıl Yazılmalı? Şekil + Esas Birlikte

Uygulamada mahkemeler bazen denetimi tebligat/çoğunluk/ihale usulü + muhammen bedel eksenine daraltır. Oysa güçlü bir YD kurgusu, bu dar alanı aşarak sebep unsuru ve ölçülülük tartışmasını da taşır:

  • Şekil denetimi: toplantı çağrıları, tebligat zinciri, satışa davet işlemi, ihale ilanı, süreler, usule uygun bildirim.

  • Bedel denetimi: muhammen bedelin piyasa gerçekliğini yansıtmaması (emsal satışlar / ilanlar / bölgesel rayiç veriler).

  • Sebep unsuru – haklı direnç: Azınlık malik “keyfî” değil; adil olmayan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine imza atmamakta haklı ise, satışın sebebi tartışmalı hâle gelir.

  • Ölçülülük: İdarenin en ağır aracı (mülkiyetin satış yoluyla devri) seçmeden önce daha hafif araçlar gözetilmiş mi? Satış, mülkiyet hakkına orantısız müdahale mi?

Kısacası: YD talebi, sadece “ihale hatası”na yaslanırsa zayıflar; kentsel dönüşüm hukuku bağlamında “mülkiyet hakkı–ölçülülük–sebep” hattı kurulduğunda güçlenir.

9.4 Kentsel Dönüşümde YD’ye İlişkin Örnekler: Danıştay Kararlarından Uygulama Kesitleri

Aşağıdaki örnekler, kentsel dönüşüm süreçlerinde satış/uygulama işlemlerinin YD kararlarıyla fiilen durdurulabildiğini göstermesi bakımından önemlidir:

  • Danıştay 4. Daire, E:2023/11472, K:2023/5928: Karar metninde, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesinin “yürütmenin durdurulması” kararı uyarınca, dava konusu işlemle belirlenen tarihte yapılacak satış işleminin durdurulduğu ve idarece yeni bir gün belirlenerek maliklere bildirim yapılacağı değerlendirilmiştir.
    Ayrıca aynı kararda, uyuşmazlık sürecinde ilk derece mahkemesinin savunma alınana kadar YD verdiği, sonrasında YD talebinin reddine karar verildiği; buna karşı yapılan itiraz/istinaf aşamalarında YD tartışmasının devam ettiği anlatılmaktadır.
    Bu pratik sonuç şunu gösterir: YD kararı, satış takvimini fiilen askıya alabilen bir etkiye sahiptir.

  • Danıştay 6. Daire, E:2019/2543, K:2022/1328 (10.02.2022): Karar içeriğinde, İdare Mahkemesinin YD talebinin reddine ilişkin kararına yapılan itiraz üzerine, Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesince YD kararı verildiği ve bunun üzerine satış sürecinin durdurulduğu yönündeki savunma ve süreç anlatımı yer almaktadır.
    Bu örnek de, kentsel dönüşüm kaynaklı satış/uygulama süreçlerinde YD mekanizmasının “satış işlemi yürürken dava açtım” düzeyinden çıkıp, satışı gerçekten durdurabilen bir koruma sağladığını göstermektedir.

Not: Bu kararlar, her dosyada YD “kesin çıkar” anlamına gelmez; fakat doğru delil + doğru hukuki çerçeve + doğru zamanlama ile YD’nin satış sürecini fiilen durdurabildiğini somut şekilde ortaya koyar.

9.5 YD Talebi İçin Pratik “Güç Paketi”

Bir kentsel dönüşüm azınlık payı satışı dosyasında YD ihtimalini yükselten, mahkemenin önüne “hazır gerekçe” koyan pratik set şudur:

  • Satış günü / satışa davet işlemi / tebligat evrakı (zincir tamam)

  • Muhammen bedel–emsal bedel karşılaştırması (ilan çıktıları, yakın emsaller, kısa uzman görüşü)

  • Ortak karar protokolü + imzaya davet ihtarı + muhalefet şerhleri

  • Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki dengesizlikler (teminat, teslim, cezai şart, paylaşım oranları)

  • “Sebep unsuru + ölçülülük” kurgusu (haklı direnç ve mülkiyet hakkı vurgusu)

10. Uygulamada Avukatın Önemi: Telafisi Güç Hak Kayıplarını Önleyen Kritik Rol ve Son Değerlendirme

Bu tür dosyalar, yalnızca “dava açıldı” diye kendiliğinden yürüyen dosyalar değildir; zamanlama, delil stratejisi ve doğru hukuki çerçeve kurulmadığında geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Özellikle azınlık payı satışı gibi işlemlerde, satışın gerçekleşmesi ve tapu devri zinciri başladığında hak arama süreci fiilen zorlaşır. Bu nedenle kentsel dönüşüm sürecinde, idare hukuku ve özellikle taşınmaz (gayrimenkul) hukuku yoğun çalışan avukat desteği; usul hatalarını yakalamak, delilleri doğru biçimde toplamak ve mahkemeyi “esasa girme” eksenine çekmek bakımından belirleyicidir. İzmir merkezli dosyalarda Manisa, Denizli, Aydın hattında da benzer uygulama refleksleri görüldüğünden, yerel pratiklerin bilinmesi dahi sonuca etki edebilir.

Şekilcilik Değil, Adalet Üreten Denetim

6306 sayılı Kanun, hızlı dönüşümü hedefler; fakat hız, hiçbir zaman adaletin önüne geçmemelidir. Azınlık payının idarece satışı, bir malikin taşınmazı üzerinde en ağır idari müdahalelerden biridir. Bu nedenle yargısal denetim yalnızca “ihale doğru mu?” ve “bedel uygun mu?” sorularına sıkıştırılamaz.

İdari yargının öncelikli görevi;

  • mülkiyet hakkına müdahalenin ölçülü olup olmadığını,

  • azınlık malikin itirazlarının haklı gerekçelere dayanıp dayanmadığını,

  • satış işleminin gerçek amacının kamu yararı mı yoksa özel menfaat mi olduğunu
    tartışmak ve gerekirse sebep yönünden hukuka aykırılık gerekçesiyle işlemi iptal etmektir.

  •  “Gayrimenkul Hukuku” ana kategorisiTapu, imar, kaçak yapı, tescil-ip­tal, malik-komşu uyuşmazlıkları vs. genel gayrimenkul hukuku yazılarımıza Orhan Önal Avukatı İzmir  bu link üzerinden bakabilirsiniz.
  • Teknik ve hukuk alanında tecrübe gerektiren bu konularda telafisi imkansız hak kayıplarına uğramamak için, mutlaka avukatınıza danışmanızı şiddetle önermekteyiz.
  • Aradığınız dava türü veya hukuki ihtilaf hakkında *yazılar*  bölümüne veya *kaçak yapılar aramasına* tıklayarak ya da sağ üst köşeden arama yaparak onlarca davanız hakkında dilediğinizi okuyup, araştırabilirsiniz.

    AVUKAT DESTEĞİ

    Randevu almak için çalışma saatleri içerisinde aşağıdaki telefon aracılığı ile ulaşabilir, whatsapp hattına yazabilir (tıkla) veya aşağıdaki adrese mail atabilirsiniz. 

    Hafta içi: 09:00 – 19:00
    Cumartesi: 10:00 – 18:00
    Telefon: +90 532 282 25 23

    Gizlilik

    Gizlilik, bir avukatın ve hukuk büromuzun en önemli etik ilkelerinden biridir; 1136 sayılı Kanunda tanımlanan gizlilik ve ifşa etmeme ilkesini çok dikkatli ve hassas bir şekilde uygular. Ancak büromuz, müvekkillerinin bilgi, belge ve bilgilerini gizlilik ve bilgi sorumluluğu sınırları içinde gizli tutar ve hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda üçüncü kişi ve kurumlarla paylaşmaz.

Leave A Comment

Call Now Button